11 Aralık 2017, Pazartesi
Anasayfa / Balık Dünyası / Balıkçılık Terimleri Sözlüğü

Balıkçılık Terimleri Sözlüğü

Denizcilikte Balıkçıların kullandığı ama anlamını bilmediğiniz tüm Balık ve Balıkçılığa ait Terimleri siz okuyucularımız için bir araya toplayarak bir sözlük haline getirdik. Aşağıda sizler için oluşturduğumuz “Balıkçılık Terimleri Sözlüğü” nü bulabilirsiniz.

BALIK VE BALIKÇILIĞA AİT TERİMLER

Abaşo: Aşağı indir bekle tut şeklinde emir.
Abis : Denizde 8000 bin metreyi geçen derinlik.
Aborda: Bir teknenin başka bir tekneye yan vererek yanaşması.
: İplik veya telden kafes şeklinde yapılmış av aracı.
Ağ Çırpmak: Ağın temizlenmesi için yakalarından tutularak çırpılması. Daha çok deniz üzerinde sandalda yapılır.
Ağ Gözü: Dört düğüm arasındaki açıklık. Tutulacak balığın cinsine göre büyüklüğü olur.
Akış Yapmak: Av mahallinde teknenin sularla akması.
Akşam Suyu: Balığın akşam av vermeye başladığı zaman.
Akşam Yemlisi: Genellikle lüfer için yapılan yemli akşam avı.
Akyem: İzmarit istavrit ve zargana gibi balıklardan yaprak biçiminde kesilmiş yem.
Alabanda: Dümenin alabildiğine sağa ya da sola döndürülmesi. Alabanda İskele denilince dümen alabildiğine sola alabanda sancak da ise sağa döndürülür.
Alarga: Açıktan geç yaklaşma.
Alarga etmek: Açık denize çıkmak engine açılmak.
Alesta: Hazır ol komutu.
Algarna: Üçgen biçiminde demirden yapılmış ve ağzında file bir torba bulunan tekneden denize atılıp dibi taramak suretiyle midye avında kullanılan alet
Altıparmak: Palamutun dört yaşında olanına verilen ad.
Alyanak: Çipuraya Marmara’da verilen ad.
Anafor Suyu: Denizde girdaplar oluşturan akıntı
Anavasya: Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadenize çıkması. (Rusça)
Ançuez: Özellikle hamsi ve sonra çaça sardalya tirsi balığından yapılan tuzlu ve yağlı balık ezmesi
Anele: Daha çok gemilerde bulunan demir bir bedenin ucuna takılan demir halkaya verilen ad. Bu halkalara çımalar bağlanır.
Anele Bağı: Bir halatın çımasını aneleye bağlama işi. Halkanın içinden iki kez geçirilen çıma kendi bedeni üzerinde dolaştırılıp iki halkanın (voltanın) içinden geçirilerek boşu alınıp yapılan bağ.
Apazlama: Yandan gelen rüzgar.
Apiko: Zincirin toplanıp harekete hazır olması.
Argonat: Bir tür mürekkep balığı.
Arktik: Kuzey kutbu ile ilgili.
Avara: Gemiden veya kıyıdan açık olmak. Bağlı bir teknenin bağlı olduğu yerden açılması.
Azmak: Denize açık tatlı su ağzı

BABA: Halat volta etmek için agaç veya metalden yapilmis silindirik biçimde güverte veya rihtima baglanmis bir eleman
Baderna: Halat sargısı.
Balığı aykırıdan tutmak: İğnenin balığı ağzının dışında bir yerine batarak yakalaması.
Balığı boğmak: Üst üste çok miktarda balık tutmak
Balığı kıskandırmak: Yemi beğendirip balığın saldırma olasılığını arttırmak için oltanın hafifçe elle çekilmesi.
Balığı kullanmak: Av sırasında kah misinaya yol verip kah çekerek balığın oltayı koparmasını önlemek
Balığın sürmesi: Küçük balıkların kıyıları yalayarak büyük balıklardan sürü halinde kaçmaları
Balığın Tav yapması: Av sırasında balığın üst üste av vermesi
Balık kırgını: Sularda ısının aniden düşmesi nedeniyle balıklarda görülen baygınlık hali. Bu durumda olan balıklar kıyılara sürüklenir. Balık karaya vurdu deyimi bu olaydan kaynaklanır.
Balıkçı Bağı: Halatların ya da misinaların aneleye (halkaya) bağlanması ya da kopuk bir misinanın veya halatın birbirine eklenmesi için balıkçıların kullandığı bir düğüm şekli. Halkaya bağlanmak aneleye bağlanmakta anlatıldığı şekildedir. Kopuk çıma veya misina uçları yanyana getirilip birbiri üzerinden iki volta atılıp uçlar voltanan içinden geçirilerek yapılan bir düğüm şeklidir. Çözülmesi imkânsızdır.
Bank: Sığlık
Baştan kara: Teknenin başını karaya çekerek yanaşma.
Beden: Mantara bağlı oltanın ucuna bir fırdöndü vasıtasiyle bağlanan ve kalınlığı oltanın kalınlığından küçük olan misina.
Beden: Olta takımının kösteklerinin bağlandığı bölüm.
Bedene puntalamak: Oltanın bedenine düğümlemek.
Ben: Oltaya veya tuzağa konan yem. Buna Masara da denir.
Bırakma: Denize şamandıraya bağlı olarak bırakılmış yemli olta takımı.
Biz: Mersinbalığı türü.
Bodoslama: Teknelerde burnun ve kıçın ucuna yerleştirilen ağaçlar.
Bodoslama Demiri: Kayıkların altından baştan kıça kadar uzanan demir. Bu demir kıçtan başlayıp kayığın burnuna kadar gelir kayıkların karaya çekilirken altının aşınmasını önler. Bodoslama deyimi kayığın burnu anlamında da kullanılır.
Bohça: Oltanın bağlı olduğu mantarın etrafında dönerek düğümlenmesi.
Borda Feneri: İskele ve sancakta bulunan yeşil – kırmızı seyir feneri.
Bozyel: Lodos.

Canavar: Saldırgan balık
Curum: Sürü halinde gezen palamut ve torik gibi balıkların gene sürü halinde gezen hamsi gümüş uskumru gibi balıklara saldırarak bu sürüleri kıyı ve sığ bölgelere sıkıştırması.
Cürüm Kepçesi: Kıyıdan süratle geçen balık sürülerini yakalamak için kullanılan kepçe

Çakar: Deniz feneri
Çalınmak: Oltayı bir anda hızla çekip iğnenin balığın ağzına girmesini sağlamak.
Çapari: Çok köstekli ve iğnelerine tüy bağlı olta takımı
Çavalye: Tutulan balıkların içine konulduğu yayvan sepet. Sazdan telden tenekeden olabilir.
Çelikbeden: Dişleri keskin yırtıcı balıkların olta takımında iğneden sonra takılan 15-20 cm. uzunluğunda çelik tel. İki ucunda birer fırdöndü bulunur.
Çıma: Halat ucu.
Çombalak: Balığın sudan havaya fırlaması. İçsularda sazan turnadan kaçarken alabalık su üstündeki bir böceği kapmak isterken denizde büyük balıklar küçük balıkları kovalarken görülen bir olaydır.
Çopurina: İzmarite benzeyen bir balık.
Çolun: Balıkçıların kullandığı ağ kepçe.
Çopra: Balık kılçığı.
Çuka: Mersinbalığı türü

Defne Yaprağı: Lüferin en küçüğü.
Deniz Tilkisi: Köpekbalığı türünden sapan balığının adı.
Diplarya: Pisi balığının küçüğü.
Dipli bakmak: Balığı dipte aramak

Erdişi: Yumurta ve spermin aynı balıkta bulunması.

Falyanos: Balina ya da Kadırga balığı Yunus balığının büyük bir cinsine de bu ad verilir.
Fangri: Mercan balığı türü.
Fanon: Balinaların çenelerini baştan başa kaplayan püskülümsü dişler. Bunlar balinaların çok küçük balıklar dışında başka balık yutmalarına engel olurlar.
Faş Tahtası: Sandalların döşemesini oluşturan tahtalar.
Fırdöndü: Çelikten yapılmış iki ucu delikli ve kendi etrafında dönebilen oltanın gam yapmasını(karışmasını)önleyen küçük av aleti.
Filet: Derinliği aynı olan sığ sular.
Fişeklemek: Balığın ağzından iğneyi atmak için büyük bir süratle suyun yüzeyine yükselmesi
Frişka: Mutedil rüzgâr saniyede 5-10 metre hızla eser.
Frişka Rüzgar: Teknenin minumum yelkenle kullanılabileceği hafif rüzgar

Gaco: Palamut yavrusu.
Ganbut: Kefalin küçüğü
Gaya: Gelincik balığına Musevilerce verilen başka bir ad.
Gece yemlisi: Gece yapılan yemli av.
Günindi: Batı.

Hamlacı: Kürekçi
Heyamola: Denizcilerin halat veya kürek çekerken bir palangayı açıp uzatırken birbirlerini gayrete getirmek için hep birlikte söyledikleri (ha gayret haydi çek) anlamında bir sözcük.
Hırsız: Zokolara bağlanan ve ucunda iğne bulunan köstek.
Hırsız iğnesi: Yeme gömülen ve görünmeyen ikinci iğne
Hırsızlı sülük zoka: Sülük biçimindeki zokanın iğnesine ikinci bir iğne bağlanması
Hrisof: Çıpranın büyüğü

Irgat: Teknenin karaya çekilmesini sağlayan alet.
Işığa kabarmak: Balığın aydınlatılmış suyun yüzeyine yükselmesi

İğne: Olta takımının ucuna bağlanan ve üzerine yem takılan galvenizli damaklı madeni çengel.
İğne iğne: Çapari oltasının her iğnesine balık gelmesi.
İlmek: Düz düğüm.
İlarya: Platerinanın (kefal) küçüğü.
İskandil: Oltanın dibe gitmesi ya da yüzmemesi için iğneden sonra takılan kurşun ağırlık. 150-300 gr. ağırlıkta olur.
İskarmoz: Küreklerin takıldığı tahta veya demir kazıklar.
İskele: Geminin sol tarafı.
İskele Babası: Halatları bağlamak (volta etmek) için gemilerde ya da iskelelerde bulunan ağaç veya demirden yapılmış silindir şeklinde kısa dikme.
İskorçila: Voli yaparken kullanılan bir tür ağ.
İskota: Yelkenleri bağlamaya yarayan zincir halat veya palanga.
İsparoz: İspari.
İspendek: Levreğin küçüğü.
İspermeçet: Balinaların başından çıkan ve mum yapımında kullanılan beyaz renkli bir yağ.
İsporka: Bir geminin salgın hastalık nedeni ile karantinaya alınması.
İstinga: Gırgır ağlarının kurşun yakasındaki halkların içinden geçip vinçle çekildiğinde ağın tor kısmının torba halinde tekneye alınmasına yarayan çelik tel.

Kafa atmak: Yakalanan balığın tekneye çekilirken oltaya sert biçimde kafa vurması
Kalama vermek: Av sırasında misinada boşluk bırakmak
Kalması beklenen rüzgar: Dinmesi beklenen rüzgar.
Kakıç: Ucunda kancası bulunan balığı tekneye alabilmek için kullanılan saplı alet.
Kalinos: Levreğe benzer dere balinası da denilen bir tatlı su balığı.
Kancur: İzmaritin küçüğü.
Kanal: Dipleri düz olan denizlerde dip akıntıları nedeni ile oluşan bölge. (Akdeniz’den Karadeniz’e doğru akan su akıntısı (İstanbul Boğazı için).)
Kar suyu: Balıkların kırgın yemelerine neden olan soğuk su
Kasa: Bir misinanın ucunu ikiye katla***** kendi bedeni üzerinde düğümlenip yapılan bağ. Kasaya fırdöndü veya beden bağlanır.
Kasara: Küçük güverte.
Kaşık: Ucunda 3’lü iğnesi olan nikelajlı parlak kaşık biçiminde yapay balık.
Katavasya: Isı düşmesi sonucu göçücü balıkların Karadeniz’den Marmara’ya inmesi.(Rusça)
Kazıkbağı: Bir tür düğüm.
Kekemoz: Küçük kabukluların birleşerek kumluk mahallerde meydana getirdikleri bir tür mercan topluluğu.
Kepçe: Uzun veya kısa gönderli demir çember ve buna takılı ağdan bir torbası olan av aleti.
Kerteriz: Sandalın bodoslama demiri ve kıyıdaki iki sabit cismin üstüste getirilmesi ile saptanan yer bulma yöntemi. (Balık tutarken genelde balığın bulunduğu belli bir yeri belirlemek için tespit edilen işaret noktaları.)
Kraça: İstavritin küçüğü.
Kıçtankara: Teknenin kıçını karaya çekerek yanaşma.
Kırgın: Boğaz’da genellikle şubatın ilk haftasında gündoğusu rüzgarları eser ve balıkların vücut ısılarına eşit ısıda bulunan kanal sularına üst akıntının soğuk suları karışır.Bu ısı farkı balıklara şok etkisi yapar ve karaya vururlar.Balıkçılar bu olayı kırgın diye adlandırırlar.
Kırtıl: Telden ya da sazdan yapılan dökülmez hokka prensibine göre düzenlenmiş balık tutma aracı.
Kıstırma: Bazı tür oltalarda fırdöndüler üstüne takılan kurşun levhalar. Ağırlıkları 30-40 gr. olur.
Kıta Sahanlığı: Kıyılara yakın deniz bölgeleri.
Kıyılamak: Balığın iyice kıyıya yaklaşması.
Kıyıya sıkmak: Suların tekneyi kıyıya doğru yönlendirmesi.
Kızartı: Sürüler halinde gezen hamsilerin büyük balık görünce birbirlerine sokulurken pul dökmelerinden meydana gelen bulanıklık.
Kocakarı soğuğu: 11-19 mart arasındaki şiddetli soğuklara denir. Kışın son soğuklarıdır. Eski dilde: Berd-el-acuz. Berd soğuk; acuz kocakarı anlamındadır.
Kolçak: Palamut kofana torik çaparisinde elle kullanılan bölümden sonra gelen kısım.
Koloridya: Kolyozun küçüğü.
Koruk Lüferi: İstanbul Boğazı’nda boğaza ilk giren küçük boydaki lüferler.
Köstek: Bedene bağlanan 10-25 cm. arasında değişen misina. Köstek ucuna iğne bağlanır.
Kötekbalığı: Minekopun diğer adı.
Kulaç: Balıkçıların uzunluk birimi olarak kullandıkları deyim. Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzunluk. Yaklaşık 1.66 m. olarak kabul edilir.
Kullanmak: Büyük balıkları alırken oltanın boşlanıp tekrar çekilmesi.
Kuyruk altı: Balığın anüs yüzgecinden kesilen küçük parçayı yem olarak kullanıp suda yüzdürerek yapılan av
Kuzular: Küçük dalgaların üzerinde oluşan beyaz köpükler.

Lidaki: Çipuranın küçüğü.
Lipari: İri uskumru. (Uskumru balığına yağlıyken verilen isim.)
Litorina: Bir tür deniz kabuklusu.
Litrinos: Mercan balığının küçüğü.
Livar: Balıkların canlı kalması için sandal içinde ya da dışarda bulunan telden sepet (tel livar) yada sandalda havuz biçiminde yapılmış küçük içi su dolu bölme-havuzcuk.
Lüfer suyu: Lüfer avının yapılacağı yer ve zaman

Mangır: Mercan balığının yavrusu.
Manika: Ambardan güverteye açılan baca.
Mavriko: Uskumrunun en küçüğü. (Karadeniz’den Marmara’ya en son göç eden uskumrular.)
Mavruka: İki yanı delik bir tarafına telle iğne bağlanmış kurşundan yapay balık biçiminde av aleti
Mavruşkil: Eşkine’ye verilen başka bir ad.
Mayıs suyu: Mayıs ayında Boğaz’da oluşan kuvvetli akıntılar.
Mayna: İndirmek.
Mazgallamak: Kurşundan dökülmüş zoka seğirtme yüksük ve yünlü gibi av aletlerinin çubuk biçiminde bir camla satıhlarının düzeltilmesi.
Meramet: Ağların sakata gelmesi ile yırtılan ağ gözlerinin iğne adı verilen tahta veya plastik bir araç ile onarılması.
Metafora: Filika veya demirleri asmak için kullanılan gemi elemanı.
Methal: Giriş yeri
Mırmır: Çitari balığı.
Migrasyon: Göç
Mola etmek: Balık sürüsü tespit edildikten sonra ağların suya bırakılması.

Neritel: Denizlerin çekilmesi ile meydana gelen yurtlanmaya elverişli bölge.
Neritik: Sığ deniz.
Notilus: Mürekkep balığı türü.

Olta: Mantara bağlı misinaya verilen ad.
Oltanın Apikoda kalması: Oltanın dik olarak suda durması
Olta takımı: Olta beden köstek iğne ve iskandillerden oluşan balık tutma aracı.
Orkoz yada Orkos: Bir akıntının kıvrılarak aksi istikamete gitmesi. Kuvvetli lodos rüzgarları estiği zaman Karadeniz’e doğru oluşan akıntı (İstanbul Boğazı’nda görülen, güçlü bir ters akıntı türüdür. Orkozlar, başta lodos olmak üzere güneyden kuvvetli rüzgârların Marmara denizinden Karadenize ters akıntı oluşturması)
Orsa: Yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgarın geldiği yöne çevirerek gitmek. Eş anlamı: Rüzgarüstü.

Pabuç: İzmaritin büyüğü.
Paçoz: Kefale verilen başka bir ad.
Palamut yemlisi: Yemle tutulan palamut
Palavra: Yolcu gemilerinde üst güvertenin altındaki güverte.
Paraketa: Genellikle dibe döşenen cansız yem takılan çok iğneli olta.
Peçuta: En büyük palamut türü.
Peleme: Altı düz kayık.
Plankton: Denizlerde yaşayan mikroskopik canlılar.
Platerina: Kefal türü bir balık.
Pruva: Teknelerin ön tarafı baş kısmı.
Pruva Rüzgarı: Baştan esen rüzgar.

Rapala: Norveç’te imal edilen yapay balıkların markası.

Sabah suyu: Balığın av verdiği sabahın ilk saatleri
Sakata gelmek: Ağların batıklara kayalara kekemoza takılarak yırtılması.
Sarıkanat: Lüferden küçük çinekoptan büyük lüfer türü.
Sancak: Geminin sağ tarafı.
Senkstant: Yer bulmak için güneş ay ve yıldızların ufuklarla olan açısını saptayan alet.
Seğirtme: Ucunda tek yada üçlü iğne bulunan balık biçiminde kurşundan dökülmüş parlak yapay yem.
Serpme: Elle atılan balık ağı
Sırtı çekmek (kaşık çekmek): Hareket halindeki motorlu tekneden denize ucunda yapay yem olan takım bırakıp oltanın suda yüzmesini sağlamak.
Sıya üstünde durmak: Akıntıda kürekleri ileri doğru iterek teknenin suda durmasını sağlamak.
Sinara: Büyük zoka.
Sivri: Toriğin büyüğü.
Subya: Mürekkep balıklarının mürekkebe benzeyen sıvısı olan türü.

Şak-şak yem: Balığın iki yanından kesilip omurgasının çıkarılması sonucu elde edilen yem.
Şamandıra yapmak: Buğulama balığın suyuna ekmek banmak.
Şip: Mersinbalığı türü.

Tasma atmak: İğnenin balığın ağzına girmesini sağlamak için misinayı kısa ve sert bir hareketle çekmek.
Teke: Daha çok deniz kıyılarındaki su birikintileri içinde yaşayan çok küçük boy karides.
Tekgöz yem: Balığın ağzından kuyruğa kadar kesilerek ikiye ayrılmış yemi.
Tırlamak: İğneye yakalanan lüfer balığının kurtulmak için yaptığı sert hareketler.
Topuk: Denizdeki lokal sığlıklar.
Tıramola: Yelkeni bir bordadan öbür bordaya almak. Eş anlamı KAVANÇO.
Vardavela: Teknelerde denize düşmeyi engellemek ve tutunmak için teknelerin etrafına çekilen teli tutan demir ayaklar.
Tor: Kepçenin ucundaki torba biçimindeki ağ

Uçkurluk: Ucuna ilmek biçiminde ip bağlı uzun saplı sopa.
Uzun Olta: Genellikle lüfer avında canlı yemle kullanılan kalın bir tel veya misinaya tutturulmuş iki adet büyük sabit bir adet küçük hareketli iğne bağlanmış olta takımı.Akya levrek sinarit avında da kullanılır.

Vardavela: Teknelerde denize düşmeyi engellemek ve tutunmak için teknelerin etrafına çekilen teli tutan demir ayaklar.
Viya: Dümeni ortaya alarak gemiyi bulunduğu doğrultuda yürütmek için verilen emir.
Voli: Fanyalı ağlarla ağın bir ucu kıyıya bir ucu da açığa uzatılarak hilal şeklinde dökülüp toplanması.
Volta: Bir misinayı ya da bir halatı kendi üzerine veya başka bir yere bir kere dolamak.
Vonoz: Palamutun yavrusu; Uskumru yavrusu.

Yaka: Ağların alt ve üst kenarları. Kurşun takılı yakaya kurşun yakası mantar takılı olanada mantar yakası deniz.
Yanlamak: Kıyılamak
Yaprak yem: Akyem balıklarından çıkarılan fileto halindeki yem.
Yarbaşı: Sığ sulardan derin sulara inen deniz dibi.
Yatak yapmak: Yemini altına alan yada yemini bulan balık sürüsünün bir süre aynı yerde kalması.
Yemliye oturmak: Yemli oltayla balık tutmak.
Yukarı akıntı: Kuzeye doğru akan akıntı.
Yünlü: Oltaya bağlanan kurşundan dökülmüş ucu iğneli ortasında bir tüy takılı olan balık biçiminde av aleti.

Zindandelen: Palamutun büyüğü.
Zoka: Balık tutmakta kullanılan küçük balık biçiminde ucu iğneli kurşun parçası.
Zoka kestirmek (çalmak): Zokanın oltaya bağlı olduğu misinanın lüferin keskin dişleriyle kesilmesi

Balıkçılık merakı olanlara faydalı olması dileğiyle…

İlginizi çekebilecek konular

Olta balıkçılığı ile ne kadar balık yakalanabilir ... Balık yakalamak biraz sabır biraz da şans işidir. Bu yüzden balıkçılığı bireysel çabaları ile gerçekleştirecek olan kişilerin bu iki niteliğe sahip ol...
Akya Avlama Teknikleri: Kuzu Nasıl Avlanır? Akya balığı diğer adıyla Kuzu balığı gezici göçer bir balık olduğundan dolayı aynı bölgede çok uzun süre durmaz, bu yüzden avlamak kolay değildir. Boy...
Sularımızda Yaşayan En Zehirli 8 Balık ( Video ) i... Ülkemiz denizlerinde bulunan ve kimi zaman ölümlere bile yol açan 8 tehlikeli Balık türü hakkında ihtiyaç duyabileceğiniz bilgileri yazımızda bulabili...
Yaladerma balığı Tropikal ve mutedil denizlerde bulunan ve kimi zaman sahillere kadar da yaklaşabilen Yaladerma balığı, genel olarak Ege ve Akdeniz’de yaşamaktadırlar....

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + fourteen =